Bismillahirrahmanirrahim
  Cehennem
 

 


CEHENNEM

 

Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap çekecekleri ceza yeri. Kur'an-ı Kerîm'de inanan ve güzel amel işleyen kimselere Cennet vadedildiği gibi[1]; kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir. Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem'de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifletilmez. Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah'ın kendilerini affetmediği mü'minler ise Cehennem'de ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet'e girerler ve orada ebedî kalırlar.[2]

Allah Cehennem'i diğer yaratıklardan önce yaratmıştır ve şu anda mevcuttur, yok olmayacaktır. Nitekim şu ayetler bu durumu gayet açık ifade eder:

"Artık o ateşten sakının ki, onun tutuşturucu odun (kâfir) insanlarla taşlardır. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır." (el-Bakara: 2/24)

"Kâfirler için hazırlanan ateşten korkun." (Âli İmrân: 3/131)

Enes b. Mâlik'ten rivâyet olunan bir hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

"Demin Cennet ile Cehennem şu duvarın yüzünde bana arz olundu."[3]

Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah'nı tutuşturulmuş ateşinin ismidir.[4]

İşte Cehennem'in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına "nâr" kullanılır:

"Şüphesiz ki münâfıklar nâr (Cehenneın)'ın en aşağı tabakasındadırlar." (en-Nisâ: 4/145) [5]

 

Nâr ve Cehennem Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti

 

Nâr, ateş demektir. Gözle algılanan alevli ateş anlamına gelir.  Kur'an'da 145 yerde geçer. Ateş, insan bedenine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir, münafık ve âsilerin cezası ateşle verilecektir. Cehennem, ahirette suçlulara ceza olarak tutuşturulan ateşin ismidir. Cehennemin en açık vasfı ateş olduğu için, bazen cehennem yerine ateş anlamına gelen "nâr"  kullanılır.

Cehennem, azap yurdu olan ateşin özel ismidir. Arapça "cehmân"  kelimesinden alınmış olup, bu da "cehm" den türetilmiştir. Cehm, sert ve çirkin olmak; cehmân, dibi görünmez derin kuyu demektir. "Kehennam" kelimesinden Arapçalaştırılmış, yabancı bir kelime olduğu da söylenmiştir.[6]  Kur'an-ı Kerim'de cehennem kelimesi 77 yerde zikredilmekle birlikte; aynı anlamda kullanılan başka kelimeler de bulunmaktadır.  Cehennem için Kur'an'da en çok "nâr (ateş) ismi kullanılır. Cehennemin diğer isimleri ise şunlardır: Harîk (yangın), hutame (ezip yok eden), saıyr (alevler), hâviye (uçurum, çukur), lezâ (hâlis ateş, bedenin iç organlarını söküp koparan), sakar (insanın derisini kavuran ateş), cahıym (yakıcı ateş), hamîm (kaynar su), semûm (sıcak rüzgâr), siccîn (hapishane, derin çukur), veyl (Vay haline!), ğayy (azıp sapmak). 

İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre, kâfir, münafık ve müşrikler cehennemde ebedî kalırlar. Tevbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah'ın kendilerini affetmediği mü'minler ise, cehennemde ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azab edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet'e girerler ve orada ebedî kalırlar.[7]

 

Cehennem Azabının Tasviri

 

Cehennem ve oradaki hayat, Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde tasvir edilir: Suçlular cehenneme vardıklarında, cehennem onlara büyük kıvılcımlar saçar[8], uzaktan gözüktüğünde onun kaynaması ve uğultusu işitilir.[9] İnkârcılar için bir zindan olan cehennem[10], ateşten örtü ve yataklarıyla[11], cehennemlikleri her taraftan kuşatan[12], yüzleri dağlayan ve yakan[13], deriyi soyup kavuran[14], yüreklere çöken[15], kızgın ateş dolu bir çukurdur.[16] Yakıtı insanlarla taşlar olan cehennem[17], kendisine atılanlardan bıkmayacaktır.[18] İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serin ve hoş olmayan bir kara dumanın gölgesinde bulunacak cehennemliklerin[19] derileri, her yanışında, azabı tatmaları için başka derilerle değiştirilecektir.[20] Onların yiyeceği zakkum ağacı[21], içecekleri kaynar su ve irindir.[22] Orada serinlik  bulamadıkları gibi, içecek güzel bir şey de bulamayacaklardır.[23]

Allah'ı görmekten mahrum kalacak inkârcılara[24] Allah bağışlayıp rahmet etmeyecek[25], cehennem azabı onları kuşatacaktır. Günahkâr mü'minler, cehennemde ebedî kalmayacaklar, Peygamberimiz'in hadislerinde de bildirildiği gibi, cezalarını çektikten sonra cennete konulacaklardır.[26]

Nasslarda hakim olan temaya göre insanla Allah arasındaki aslî münasebet, sevgi ve rahmete dayanır. Esmâ-i Hüsnâ içinde kâinata ve özellikle insana yönelik olanlardan sadece iki veya üçü kahır ve gazap ifade etmekte, diğerleri karşılıklı rıza ve muhabbet anlamını içermektedir. İslam'da aslolan kulun itaat etmesi, Allah'ın dünya ve ahirette mükâfatlandırmasıdır. Ceza, aslî unsur olmayıp kötülüklerin önlenmesi için bir tedbirdir.  İnsandaki adalet duygusu ve müeyyide/yaptırım anlayışı, ahiret hayatındaki ceza ve mükâfatın varlığını gerekli kılar. 

Allah ile kul arasındaki bağın ulûhiyet açısından rahmete, kulluk açısından tâzime dönüşen bir muhabbete dayanması esas alınmış olmakla birlikte eğitilmesi çok zor olan insanlar için azap, diğer dinlerde olduğu gibi İslam'da da bir müeyyide olarak kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de cehennem azabı çeşitli etkileriyle yakıcı olan ateşle tasvir edilmiştir. Azap ayetlerinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere ateş, maddî bir ateş olup yakıtı insanlar ve yanma özelliği bulunan taşlardan (yahut putlardan) ibarettir.  Bu  ateş;  alevlenen,  sönmeye  yüz  tuttukça tekrar tutuşturulan, vücudu saran, tahripkâr yakıcılığı ile bedeni pişirip parçalayan ve iç organlara kadar nüfuz eden bir ateştir. Mürselât: 77/32-33. ayete göre cehennem ateşinin develer ve saraylar kadar kıvılcım saçtığı belirtilir. Bir hadiste, dünya ateşinin kemmiyet ve keyfiyet açısından cehennem ateşinin yetmişte biri olduğu ifade edilmiştir.[27]

Bir ayetin dolaylı[28], bir hadisin de açık ifadesine göre[29] cehennemin yakıcı ateşi gibi dondurucu soğuğu da bir azap türüdür. Çeşitli ayetlerde cehenneme gireceklerin simalarından tanınacakları, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanarak yüzleri üstü ateşe atılacakları, cehennemin kaynamaktan doğan uğultusunu duyacakları, hiddetli ve dehşetli görüntüsünü müşahede edecekleri anlatılır. Yine Kur'an'ın beyanlarına göre cehennemlikler kaynar sular, ateşten prangalar ve zincirler, ateşten elbiselerle cezalandırılacaktır. Kur'an'daki en açık ve etkili azap tasviri ise şöyledir:

“Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar için bu altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılacak, sahiplerinin alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacaktır.” (Tevbe: 9/34-35).

Cehennem ehli açlık ve susuzluk hissedecek, fakat yemek olarak kendilerine, karınlarında erimiş madenler gibi kaynayacak zakkum ağacı, darî' denilen zehirli nebat, içecek olarak da bağırsakları parçalayan kaynar su, kanla karışmış irin verilecektir.

Cehennem ehli, açlık ve susuzluklarını hiçbir şeyle gideremeyecek[30], cennet ehlinden su talepleri geri çevrilecektir.[31] Yiyecek olarak hayvanların dahi yiyemediği bir nebat darî'[32] ve zakkum ağacı[33] takdim edilecektir. Bu kâfir ve  âsilerin kalacakları yer, bir hapishanedir[34], bu hapishanenin, herbiri muayyen bir gruba ayrılmış olmak üzere, yedi kapısı vardır[35], bu hapishanenin bekçileri, çok sert olan meleklerdir[36], fakat bu yer altı hapishanesi de, bazısı diğerlerinden daha aşağıda olan birçok odalara bölünmüştür[37], üzerlerine ise, kapıları kilitlenmiş ateş[38] salıverilecektir. Bu, kızgın ve yakıcı bir ateştir[39]; Uzaktan bakıldığında homurtusu ve uğuldaması duyulan[40], doymaz bir ateştir bu.[41] Lâvlar fışkırtan volkan gibi de kıvılcımlar saçmaktadır.[42] Günahkârlar ise kâh kıskıvrak[43] olarak, kâh boyunlarında bukağılar olduğu halde[44] alınlarından ve ayaklarından tutulup[45] uzun  zincirlere  vurularak[46] yüz üstü sürüklenirler[47] ve yüz üstü[48] ateşe, hem de sıkışık bir yere[49] atılırlar; yakıcı bir ateşle[50] tutuşturulurlar. Artık cehennem için yakıt ve odun olmuşlardır.[51]

Sıkıntı ve acıdan kendilerinden geçmiş olan suçlular, kaçmak istedikleri her seferde demirden kamçılarla[52] dövülerek ateşin ta ortasına itilirler. Ateşten bir döşeğe yatırılacak, yine ateşten örtülere bürünecekler[53] ve ateş tarafından tamamen kuşatılacaklardır.[54] Bu öylesine bir alev ki, hep yüzlerini yalayacak[55], derilerini veya parmaklarını söküp alacak, istisnasız her yeri yakacak[56], kasıp kavuracak[57], kömüre çevirecektir.[58] Onun nüfuzu bu kadarla da kalmayacak, ruhları ve gönülleri saracaktır.[59] Cezanın hafifletilmesi[60] veya bu işin artık bitirilmesi dileğiyle feryad edecekler[61], fakat bu boşuna olacak, bitmeyen bir azab içinde derileri yenilenecek[62], tekrar feci inilti ve solumalarla başbaşa kalacaklardır. Derken kaynar suya sürülecekler[63], kaynar su dökülecek tepelerinden[64] Derilerindeki gözeneklere nüfuz edecek yakıcı bir rüzgâr (semûm) ve sonsuz derecede kaynar bir  su  (hamîm)  içindedirler.

Üstlerinde ise bütün ümitleri çökertecek bir tarzda kesat olan[65] karanın karası dumandan bir gölge...[66]

 

Cehennemin 7 Kapısı ve Cehennem Tabakaları

 

Kur'an-ı Kerîm'de Cehennem'in yedi kapısının olduğu belirtilmektedir.

"Cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır." (el-Hicr: 15/44)

Bu ayet iki şekilde tefsîr edilmiştir:

a- Cehenneme girecekler çok olduğu için;

b- Cezalandırma azgınlığın çeşit ve derecelerine göre olacağı için Cehennem'in yedi kapısı veya tabakası vardır. Bu kapı veya tabakalar şunlardır:

1- Cehennem: "Derin kuyu" demektir. Cehennem tabakalarına ait yedili tasnif sisteminde azabı en hafif olan en üst tabakadır. Sünnî âlimlere göre burası günahkâr mü'minlerin azap yeri olacak, bunların azabı sona erdikten sonra boş kalacaktır. Bu durumda cehennem, genel olarak ahiretteki azap yerinin bütününün; özel olarak da en üst tabakasının adı olmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de 77 ayette geçmektedir.

2- Lâzâ (alevli ateş): "Hâlis ateş" anlamına gelen kelime Kur'an'da bir yerde geçmekte ve "bedenin iç organlarını söküp koparan" diye nitelendirilmektedir.[67]

"Hayır (Allah onu azabdan kurtarmaz) Çünkü o Cehennem alevli bir ateştir." (el-Meâric: 70/15)

3- Saîr (çılgın ateş): "Tutuşturmak, alevlendirmek" anlamındaki sa'r kökünden sıfat olup, Kur'an'da 17 ayette yer alır. Kur'an'da çoğunlukla cehennemin bir adı olarak, bazen de "tutuşturulmuş, alevli ateş" manasında kullanılmıştır.

"O şeytanlara (ahirette) çılgın ateş azabı hazırladık." (el-Mülk: 67/5)

Ayrıca on beş ayette daha bu isimle geçmektedir.[68]

4- Sakar (kırmızı ateş): "Şiddetli bir ısı ile yakıp kavurmak" anlamındaki sakr kökünden isimdir. Dört ayette cehennem kelimesi yerine kullanılmış, bunlardan Müddessir: 74/28-29. ayetlerde "yaktığı şeyi tüketircesine tahrip etmekle birlikte sönmeyip yakmaya devam eden ve insanın derisini kavuran" şeklinde nitelendirilmiştir.

"Hem ey Rasûlüm bilir misin, nedir o sakar (Cehennem)." (el-Müddessir: 14/27)

5- Hâviye (uçurum): "Yukarıdan aşağıya düşmek" anlamındaki hüviy kökünden isim olan hâviye, "uçurum, derin çukur" manasına gelir. Kur'an'da sadece bir yerde[69] zikredilmiş ve ayetin devamında harareti yüksek ateş diye izah edilmiştir.

"O, kızgın bir ateştir." (el-Kâria: 101/9-11)

6- Hutame (kalbleri saran ateşli kaygı): "Kırmak,  ufalayıp   tahrip   etmek"   anlamındaki   hatm   kökünden   olup, "Allah'ın yüreklere kadar tırmanan tutuşturulmuş ateşi" diye açıklanmıştır.[70]

"Şüphesiz o, Hutame’ye (ateşe) atılacaktır." (Hümeze: 104/4)

7- Cahim (yanan kızgın ateş): "Kat kat yanan, alevi ve ısı derecesi yüksek ateş" anlamında olup 26 ayette ve bazı hadislerde geçer. Kur'an'da daha çok cehennem yerine, birkaç ayette de "tutuşturulan yakıcı ateş" anlamında kullanılmıştır.

"Küfredenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar Cahim'in yarânıdırlar." (el-Mâide: 5/10)[71]

Kur'an'da cehennem için kullanılan başka kelime ve terkipler de mevcuttur.

Azabu’l-Harik: Beş ayette "azâbü'l-harîk" (yakıcı, ateş, yangın azabı) cehennem için kullanılır.

Hamim: 12 Ayette geçen "hamîm" (kaynar su) cehennemdeki azap türlerinden biri olmak üzere, bunun, cehennemliklere içirileceği ve başlarından aşağı döküleceği beyan edilir.

Semûm: Temas ettiği şeyi zehir gibi etkileyip dokularına işleyen sıcak rüzgâr anlamındadır. Cehennem azabının türlerinden olmak üzere iki ayette geçer.

Siccin: Hapishane, derin çukur anlamındaki "Siccîn" kelimesinin cehennemin veya oradaki vadilerden birinin adı olduğu kabul edilir.

Gayy, Veyl: Azıp sapmak anlamındaki "ğayy" kelimesi ile, yazıklar olsun, vay haline! anlamındaki "veyl" kelimesinin cehennemdeki bir kuyu, dağ veya vadinin adı olduğu da belirtilir.   

İslam âlimleri, cehennemin yedi kapılı (yedi tabaka) oluşu üzerinde durmuşlardır. Ebussuud'a göre kapıların daha az veya daha çok değil de yedi oluşu, oraya girmeye sebep olan vasıtaların, yani beş duyu organıyla, şehvet ve gazap temayüllerinin toplam aynı sayıda olmasıyla ilgilidir. Elmalılı ise şöyle bir yorum yapmaktadır: İnsanın mükellefiyet organları beş duyu ile birlikte kalp ve tenasül uzvudur. Manevî anlamdaki kalp kapısı açık olursa kişi doğru yoldan yürüyerek cennete girer, aksi takdirde yedi organ, mükellefi yedi çeşit azaba sürükler. Nitekim cennet ehlinden söz eden ayetlerde onların kalplerinde kin ve kötülüğün bulunmadığı ifade edilir.[72]

Hâviye, uçurum, derin çukur demektir. Hâviye adlı cehennemin derinliğini düşün! Dünyadaki şehvetlerin, nefsânî isteklerin derinliklerinin bir sonu olmadığı gibi, Hâviye'nin de derinliğinin sonu yoktur.[73]

 

Cehennem Azabının Miktar, Şiddet ve Şekli:

 

Cehennem'de görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü'nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. Kur'an-ı Kerîm'de belirtildiğine göre;

a- Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır:

"Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır." (el-Tevbe: 9/49)

b- Cehennem ateşi sönmez:

"Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırz." (İsrâ: 17/97)

c- Cehennem dolmak bilmez:

"O gün Cehennem'e: "doldun mu?" deriz. O! "Daha var mı?" der." (Kaf: 50/30)

d- Kaynarken çıkardığı ses:

"Rablerini inkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür. Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: "size bir uyarıcı gelmemiş miydi" diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz, demiştik " derler." (el-Mülk: 67/6-9)

e- "Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır." (el-Mü'minün: 23/104)

f- "Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar." (el-Mü'min: 40/70-72)

g- “İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine "yakıcı azabı tadın"denir.” (el-Hâcc: 22/19-22)

h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir. (en-Nisâ: 4/56)

i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler. (43/74-77; 35/36).

Hz. Peygamber'in ifadesine göre:

"Cehennem ateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir."[74]

Kur'an-ı Kerîm, Cehennem ehlinin çekeceği azap ve yiyecekleri hakkında da bir takım tasvir ve izahlarda bulunur:

"(Nasıl) ağırlanmak için bu (nimet) mi hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir fitne (sınama vesilesi veya azap) kıldık. O, Cehennem'in dibinde çıkan bir ağaçtır. Tomurcukları şeytanların başları gibidir. Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar. Sonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır. (Yedikleri zakkum, boğazlarını yakar) Yanan boğazlarını dindirmek için içecek bir şey ararlar. Ama kaynar su katılmış kusuntu ve irinden başka içecek bulamazlar." (Sâffat: 37/62-67)

"O ayetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız, (öyle ki) derileri piştikçe azabı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz! Şüphesiz Allah daima üstün ve hikmet sahibidir." (en-Nisâ: 4/56)

Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır. Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günah işleyenlerin cezaları ellerine vs. tatbik edilecektir.

Cehennem'in yakacağı hakkında da Kur'an'da bilgi verilmekte ve şöyle denilmektedir:

"Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır." (et-Tahrîm: 66/6)

Kur'an'da Cennet ehli ile Cehennem ehli arasında konuşmalar yapılacağı da belirtilerek bu konuşmalardan nakiller yapılmaktadır:

"O gün münâfık erkekler ve münâfık kadınlar (sür'atle Cennet'e girmekte olan) müminlere derler ki: "(Ne olur) bize bakın da sizin nurunuzdan alalım." Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir (Kendileriyle alay eden bu ses, onlara diyor ki: Arkada kalan dünyaya dönün nur orada aranır. Nurun kaynağı, dünyada yapılan işlerdir. Böyle denilir ve müminlerle münafıkların) aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet vardır. Dış yönünde de azap. (Münafıklar), onlara seslenirler: "Biz de sizinle beraber değil miydik" Müminler derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz. (İnananların başlarına felaket gelmesini) gözlediniz. Şüphe ettiniz, kuruntular sizi aldattı. Allah'ın emri (olan ölüm) gelinceye kadar (böyle hareket ettiniz). O çok aldatıcı (şeytan) sizi Allah hakkında aldattı." (el-Hadîd: 57/13-14)

Başka bir yerde de şöyle anlatılır:

"Cennet halkı, ateş halkına seslendi: Rabbimiz'in bize vadettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbiniz'in size vadettiğini gerçek buldunuz mu? (Onlar da): Evet dediler ve aralarında bir ünleyici: Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye ünledi." (el-Â 'raf: 7/44-45)

İnsanın eğitimi ve iyi davranışlara yönlendirilmesi açısından Cennet ve Cehennem inancının dünya hayatına etkileri açıktır. Kişi, gizli ve açık yaptığı her şeyin karşılığını, bulacağını ve Cehennem'deki cezânın dehşetini hatırladığında, elbette hareketlerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır.[75]

 

Psikolojik Cezalar

 

Kur'an'daki cehennem tasvirlerinden anlaşıldığına göre yukarıda özellikleri belirtilen fizyolojik cezalardan başka, bir de psikolojik nitelikli azap vardır. Bu tür azap, ruhlara en şiddetli ıstırabı verecek; bu azaba müstahak olanların Allah'ı görmekten ve O'nunla konuşmaktan mahrum bırakılarak ilahî lanete uğratılmaları şeklinde vuku bulacaktır.[76] Bütün amellerinin boşa gitmesi[77],  Allah'a ortak kılınan putların kendisine bağlananları terketmesi[78], ahirette nasiblerinin olmaması[79], ahirette unutulmaları[80], yardımsız bırakılmaları[81], kovulmaları[82], dostsuz ve yardımsız kalmaları[83], göğün kapılarının onlara açılmaması[84], özür beyan edemeyecek olmaları[85], ziyanda olmaları[86] gibi psikolojik azaplarla da  cezalandırılırlar.

Yine bunların yanında, ba's zamanında suçlular başları eğik olduğu halde Allah'ın huzurunda dururlar[87], yüzleri kara[88] ve somurtkan olacaktır.[89] Amel defterleri büyük küçük her şeyi kaydetmiştir.[90] Kendi  organları, kendi aleyhine şahitlik ederler[91], günahlarını sırtlarına yüklenmişlerdir.[92] İnfakında cimrilik gösterdikleri malları boyunlarına dolanacaktır[93], zemmedilmiş[94], kınanmış[95] ve Allah'ın buğzuna uğramışlardır[96], hor ve hakirdirler[97], üzüntüler içinde parmaklarını ısıracaklardır.[98]

İslam âlimleri, en büyük saadet olan cemâl-i ilâhîyi müşahede etmekten mahrum bulunmayı en ıstıraplı azap olarak telakki etmişlerdir. "Acıklı, büyük, şiddetli, aşağılayıcı, sürekli, uzun süreli" gibi nitelikler taşıyan cehennem azabının kâfirler için "ahkab" adı verilen uzun devirler süreceği, bunun kâinatın ömrü kadar sürekli olacağı, fakat ilahî iradeye bağlı olarak sürenin uzatılıp kısaltılabileceği[99], Kur'an'da verilen bilgiler arasında yer alır.[100]      

 

Cehennem Ehli

 

Dünyada işlenen günahlara karşılık ahirette uygulanacak cezanın yeri anlamındaki cehenneme sadece lâyık olanlar girer. Rahmeti gazabını aşmış bulunan Allah, dilediğini hak ettiğinden fazla mükâfatlandırdığı halde[101], kimseye hak ettiğinden fazla azap vermez. Cehenneme lâyık olanlar kimlerdir? Yaratıkların en şereflisi kılınan insan, Allah'ı tanımak gibi üstün bir yetenekle donatıldığına göre[102] kâinatın yaratıcı ve yöneticisini tanıyıp O'nu tâzime dönüşen bir sevgi ile sevmedikçe, yani selim yaratılış istikametinden ayrılıp inkâra yöneldiği sürece cehennem ehlinden sayılmaya lâyık olur. Uhrevî cezadan, yani cehennemden kurtulmanın yegâne çaresi olan imanı Allah ile kul arasında oluşan bir sevgi telakki eden Kur'an, Allah'tan kula yönelik sevginin gerçekleşebilmesi için bütün semavî kitapları kucaklayan son ilahî mesajın tebliğcisi, geçmiş nebîlerin tasdikçisi, son peygamber Muhammed (s.a.s.)'e uymayı şart koşmuştur.[103]

Önceki peygamberlerin ümmetleri de dönemlerinde nebîlerine samimiyetle uymuşlarsa ebedî cezadan kurtulmuşlardır. Allah Teâlâ, kendilerinden ahid aldığı İsrailoğulları'na şöyle demiştir:

"Ben sizinle beraberim. Eğer namaz kılar, zekât verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve ihtiyacı olanlara faizsiz borç verirseniz günahlarınızı örter, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlerime koyarım. Bundan sonra inkâr yolunu tutanınız iyi bilsin ki doğru yoldan sapmıştır." (Mâide: 5/12)

Ne var ki bunu takip eden ayetlerde anlatıldığı üzere İsrailoğulları da, kendilerinden benzer ahid alınan hıristiyanlar da ahidlerini bozmuşlar, Allah'tan "bir nur ve apaçık bir kitap" getiren son peygambere uymamışlar ve böylece Allah'ın rızasından uzaklaşmışlardır.[104]

Allah, kullarından dilediğine azap etmeye muktedir olmakla birlikte[105] O, azabının inkâra ve isyana karşılık olduğunu bildirmiştir.[106] İman edip ilahî emirlere itaat edenlerin dışında kalan insanlarla cinler, inkârlarının derecesi ve günahlarının büyüklüğüne bağlı olarak cehennemde azap göreceklerdir.[107] Peygamber gönderilmeyen (ve kendilerine ilahî mesaj hiç ulaşmamış olan) topluluklara azap edilmeyecektir.[108] Buna karşılık Allah'ın huzuruna çıkacaklarına inanmayıp ayetleri inkâr eden kâfirler, Kur'an'a sırt çeviren yahudiler, hıristiyanlar, münafıklar, müşrikler, peygamberlerin bir kısmına inanıp diğerlerini inkâr edenler şiddetli azaba uğratılacaktır.[109] Kur'an'da belirtilen sınırları (hudûdullah) aşıp peygamberlerin bildirdiklerine aykırı davranan büyük günah sahibi mü'minler de azaptan kurtulamayacaklardır.[110] Sözü edilen bu zümreler, kısaca kâfirler ve âsi mü'minler, azaplarını Allah'ın dilediği sürece kalacakları cehennemde çekeceklerdir.[111]

İman ile davranışlar arasında sıkı bir münasebet vardır. Gerçekten iman eden kimse, amellerini de imanı paralelinde yerine getirir. Kur'an, bütün kurtuluş vesilelerini iman-amel mutabakatına bağlar. İslam tarihinin ilk dönemlerinden itibaren, mü'minlerde göze çarpacak davranış bozukluklarının yani günahların ebedî saadet açısından doğuracağı sakıncalar üzerinde durulmuştur. Hâricîler ve mu'tezile âlimleri, samimi bir tevbe ile telafi edilmeyen büyük günahları işleyenlerin, inkârcılar zümresine gireceğini ve ebedî olarak cehennemde kalacağını söylemişlerdir. İslam tarihinde daima büyük çoğunluğu oluşturan ehl-i sünnet âlimleri ise, irade zaafı ve benzeri faktörlerle işlenecek günahların kalpteki imanı yok etmeyeceğine kani olmuşlar ve açık inkâr dışında kalan günahları işleyenlerin, bir süre cehennemde cezalandırılsalar bile eninde sonunda oradan çıkıp cennete gireceklerini kabul etmişlerdir.

Meryem suresinde cehennemden ve onun ehlinden bahsedildikten sonra, "İçinizden oraya gitmeyecek hiçbir kimse yoktur." (Meryem: 19/71) denilmektedir. Buradaki gidişin (vürûd) yorumu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Söz konusu ayetlerden edinilen ilk kanaat, mü'minler de dahil olmak üzere herkesin cehenneme uğrayacağı ve onu göreceği şeklindedir. Fakat bu ziyaret, doğrudan cennete gireceklere bir zarar vermeyecektir. Cennet ile cehennem halkı arasında vuku bulacağı haber verilen karşılıklı konuşmalardan, cehennemliklerin cennetteki nimetlerden haberdar olacakları anlaşılmaktadır.[112]

Cehennem azabı ile cezalandırılacak kişiler, ilgili ayetlerin ışığında tasnife tâbi tutulacak olursa, hukukullah / Allah hakkı ile hukuku'l-ibâd / kul hakkına tecavüz edenler şeklinde bir gruplandırma yapmak mümkündür. Hukukullaha tecavüz,  iman yolunu terk edip inkâra  sapmak şeklinde özetlenebilir. Bu tecavüz türü küfür, şirk, nifak, Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini tekzip gibi kavramlarla birçok ayette dile getirilerek eleştirilmiş ve mücrimler diye nitelendirilen bu mütecavizler için "Allah'ın düşmanı" tabiri kullanılmıştır. Yanılmak, kulun âdeta bir özelliği ise, bağışlamak da Allah'ın en çok vurgulanan bir sıfatıdır. Ancak, kul, hatalarında ısrar eder ve "suçu kendisini çepeçevre kuşatırsa" muhakkak ki ebediyyen cehennemde kalır.[113] Şu ayetler de cehennemlik insan tipini etkileyici bir şekilde tasvir etmektedir:

"Alabildiğine inat eden, hayra (veya Allah yolunda harcamaya) var gücüyle engel olan, Allah'a ortak koşan, şüpheci, nankör" (Kaf: 50/24-26).

Kul hakkına tecavüz eden tiplerle ilgili birçok ayet ve hadis mevcuttur. Ayetlerde bu kişiler hakkında zalim, katil, kibirli, mü'minlere işkence yapan, yetim malı yiyen gibi vasıflar sıralanmakta, duyu organları sağlam ve zihnî muhakemeleri yerinde olduğu halde gerçeği görüp idrak etmeyen bu kişiler için "dört ayaklı hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkın" (A'raf: 7/179) ifadesi kullanılmaktadır. Bir ayetin tasviri de şöyledir:

"Alabildiğine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, ötekini berikini ayıplayan, laf getirip götüren, cimri, aşırı zalim, günaha dadanmış, kaba, haşin, şerefsiz ve soysuz" (Kalem: 68/10-13).

Hadis kitaplarında yer alan çeşitli rivayetler de bu tür tasvirleri dile getirmektedir. Bir hadiste, kişileri cehenneme en çok sürükleyen iki şeyin ağız ile tenasül organı olduğu ifade edilmiştir.[114] Kadınların cehennem halkının çoğunluğunu teşkil ettiğini belirten rivayet[115] eğer hadis kritiği açısından sahih ise, genelde kadın nüfusun erkek nüfustan fazla olduğunu göstermiş olabilir. Çeşitli hadislerde, mü'min oldukları anlaşılan, fakat günahları sebebiyle cehenneme giren kimselerin secde halindeyken yere temas eden organlarına, iman mahalli olan kalplerine, Allah korkusundan yaşaran ve Allah yolunda uykusuz kalan gözlerine cehennem ateşinin nüfuz etmeyeceği belirtilmiştir.

"Doğrusu Allah, iman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Nankörlük edenler ise zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler. Onların yerleri ateştir." (Muhammed: 47/12)

Bu ayet, kâfirin dünyada maddî hayattan faydalanma ve nefsinin istediğini yeme yönündeki çabasının, mü'minin öngördüğü çabadan daha fazla olduğunu belirtmektedir. Üstelik kâfir, maddî şeylerden yararlanırken tıpkı hayvan gibi kendisini kontrol etmeyi bilmemekte, helal ve harama, başkasının varlığına saygı göstermemektedir.

Cehennem ehli, devamlı tartışacak ve çekişecektir. Dünyadayken şerli önderlerinin sözünü dinleyenler, onları kendilerini saptırmakla suçlayacak, önderleri ise kendilerini bütün suçlamalardan temize çıkarmaya çalışacaktır.[116]

Hadislerde belirtildiğine göre cehenneme girenlere farklı derecelerde azap edilecektir. Peygamberleri öldürenler, sapıklığa önderlik yapıp topluma bu şekilde yön verenler ve zalim devlet  başkanları  en  şiddetli  azaba  mâruz  bırakılacaklardır.[117] Müslüman olmamakla birlikte Hz. Peygamber'i himaye eden ve dolayısıyla İslamiyet'in yayılışını destekleyen Ebu Talib'e ise hafif bir azap uygulanacaktır.[118] Cehennemdekilerin kimi ayak bileklerine, kimi dizlerine, kimi de beline ve göğsüne kadar ateşe gömülecek[119], kâfirlerin bedenleri büyültülerek farklı şekillere sokulacaktır.[120]

Beşerî adalet mekanizmaları, özellikle İslam'ın hüküm sürmediği beldelerde mutlak adaleti sağlayamamaktadır. Hâkimlerin hâkimi olan Allah, ahiret hayatında mücrimlerin mutlaka ayrı bir statüye tâbi tutulacağını birçok ayette açıklamıştır. Bu bakımdan iyi ile kötünün farklı şartlarda, farklı sonuçlarla karşılaşacağı şüphesizdir. İman edenle etmeyenin, Allah'a itaat edenle O'na  isyan  edenin  eşit  tutulmaması, ilahî adalet ve hikmetin gereğidir.   Kur'an'ın çeşitli ayetlerinde, Allah'ın lütuf ve keremine güvenerek inkâr ve isyana düşülmemesi konusunda bütün insanlar uyarılmaktadır.[121] İyilerle kötülerin hem dünya hayatında hem de ahirette farklı muamelelere tâbi tutulacakları ısrarla belirtilmektedir. Unutmamalıdır ki, Allah'ın, bağışlayıcı olması yanında, azabı da şiddetlidir.[122] İnkârcı ve isyankâr kullara azap etmek, hem bir adalet hem de rahmet olarak düşünülebilir. Nitekim günahkârlardan ilahî azabın geri çevrilmeyeceği anlatılırken Allah'ın geniş bir rahmet sahibi oluşuna temas edilmesinde de[123] böyle bir hikmet aramak mümkündür. Kur'an ile birlikte bütün semavî kitaplarda yer alan bu temel hükmü yok farzedecek bir yorum, tümüyle isabetsiz ve geçersizdir. Ancak, suçluya uygulanacak cezanın sonsuza kadar ateş ve cehennem olup olmaması tartışmalı konudur.[124] Cehennemde görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasülü'nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz.       

Ahiret hayatının her devresinde olduğu gibi cehennem azabını ruh, beden ile birlikte çekecektir. Ancak cehennem hayatında sözü edilen acı, ıstırap, azap, ateş vb. şeyler, bu dünyadakilerine tam benzetilemez. Bunların iç yüzünü insanların bilmesi mümkün değildir; ancak Allah bilir.

"O gün cehenneme: 'Doldun mu?'  deriz, o: 'Daha var mı?'  der." (Kaf: 50/30)

Duyguları körelmemiş, hislerini kaybetmemiş hiçbir insan, bu ifadeleri okuduğu veya işittiği zaman, sakin olamaz. Ruhunda bir şeylerin uyandığını, kabardığını hisseder. Cehennem öyle anlatılmış ki, sanki insan azmanı. Gözünü dört açmış, etrafında, yakınında gördüğü her şeyi içine çeken ve yok eden bir canavar gibi. Görevi, insan yemek! İnsan bu ifadeleri okuyup, ruh dünyasında canlandırdığı zaman hiç o müthiş tuzağa doğru gider mi? Yakınından bile geçmez.

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Benim halim ateş yakan bir adamın misali gibidir. Ateş, etrafını aydınlatınca, pervaneler ve şu küçük hayvanlar, başlar içine düşmeye. O adam onlara mani olmaya çalışır. Onlar adama galebe çalarlar da, düşünmeden kendilerini ateşin içine atarlar. İşte benimle sizin örneğiniz budur. Ben, sizi eteğinizden tutup ateşten çekiyor (alıkoymaya çalışıyorum). Ateşten uzak durun! Ateşten uzak durun! diye çağırıyorum. Sizler beni yeniyor ve düşünmeden kendinizi ateşin içerisine atıyorsunuz."[125]

Ya Rasulallah, ne kadar merhametlisin! Sanki cehenneme karşı bize kalkan vazifesi görüyorsun. Çünkü sen cehennemin vehâmetini, dehşetini biliyordun. Onu her an görüyor gibi ona iman etmiştin. Böyle olduğu içindir ki "Benim bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar; az gülerdiniz." demiştin. Doğru, biz senin gibi ve senin kadar bilmediğimiz için ateşe doğru uçan kelebekler gibiyiz. Orada sanki bir şey var zannıyla koşuyoruz. Sen ise orada durmuş, gelenlere "gidin buradan, burada bir şey yok, değilse helâk olacaksınız" diyerek uzaklaştırıyorsun. Selâm olsun sana, ey Rasul... [126]  

 

Kur'an'da Cehennem Tabloları

 

Yüce Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de cehennem ve cennet hayatını idraklerimize yaklaştırarak bütün ayrıntılarıyla bildirmektedir. Bu açıklamalar o derece canlıdır ki, bazen de ruhun etkileneceği şekilde tablolaştırılır ve seslendirilir. İslam nizamına inanmayan ve bu Hak düzeni yaşamayanların atılacakları cehennemin azabını ve bu azabın kalplere korku salan dehşetini ayetlerden izleyelim:

"Cehennem o azgınların hepsinin buluşma yeridir. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır." (Hıcr: 15/43-44) 

Dünya hayatında da o azgınlar hep aynı yerlerde buluşurlardı. Şeytanın süslü gösterdiği batakhanelerde, eğlence yerlerinde. Orada da aynı yerde buluşurlar. O cehennemin yedi kapısından her biri, başka bir koğuşa açılır. Her kapıya o azgınlardan bir miktar, nasıl olduklarına ve ne yaptıklarına göre, bölünüp ayrılmışlardır. Herkes konulduğu koğuşta cefa çeker.

"Zaten onlar kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır. Bu ateş onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada yok olup gitmeyi isterler. 'Bir kere yok olmayı değil; bir çok defa yok olmayı isteyin' denir. De ki 'Bu mu iyidir, yoksa ebedî cennet mi daha iyidir?" (Furkan: 25/11-15)

Cehennemin homurtusu ve uğultusu; kızdırılmış ve sinirlenmiş bir canavarın sağa sola saldırmaya hazırlanışını andırıyor. Haydi yaklaşın bakalım! Böylesi bir canavarın önüne atılan avın halini bir düşünelim! Aynı şekilde cehenneme atılanların, cehennemin uğultusuna karışan, bitmek tükenmek bilmeyen feryatları... Sonsuza dek...

"O (cehennem) ne geri bırakır, ne de azaptan vazgeçer, insanın derisini kavurur." (Müddessir: 74/28-29)

Adiy bin Hatem (r.a.)'den Rasulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ateşten korununuz!" Râvi: "Rasulullah sanki ateşe bakıyor gibi cehennemden çekindi" dedi. Sonra böyle buyurdu. Sonra üç defa sakınıp yüzünü çevirdi. Hatta biz, cehenneme bakıyor zannettik. Sonra: "Yarım hurma ile de olsa ateşten korununuz: Onu da bulamayan güzel bir söz (söylemek)le (korunsun)" buyurdu.[127]

Bir defasında Peygamberimiz, gülen bir topluluğa uğradı da: "Aranızda cennet ve cehennem anılırken gülüyorsunuz ha?!"  buyurdu. Artık bu kimselerden hiç biri ölünceye kadar gülerken görülmedi.

"Ayetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız, derilerinin her yanışında azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, hakimdir." (Nisâ: 4/56)

"İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkâr edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler. 'Yakıcı azabı tadın' denir."  (Hac: 22/19-22)

"Allah, şüphesiz kâfirlere lânet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar. Yüzleri ateşte çevrildiği gün: 'Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Peygamber'e itaat etseydik!'  derler. 'Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik. Fakat onlar bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lânete uğrat'  derler." (Ahzab, 64-68)

Çılgın alevli bir ateş, "imdat" diyerek yardım isteyecekleri hiçbir dost ve yardımcı yok. Böyle bir pozisyonda birileri ateşte evire çevire pişiriliyor. Tıpkı şişlere takılmış etlerin ateşte çevrilerek pişirilmesi gibi. "Yüzleri ateşte çevrildikleri gün..." Ve ardından faydası olmayan pişmanlık feryatları. "Rabbimiz biz Sana ve Rasülüne itaat edeceğimize, yönetici ve büyüklerimize itaat etmiştik, onları razı  etmeye çalışmıştık..." Kendilerinin  bu  duruma  düşmesine  sebep olan yönetici ve büyüklere öyle öfkelenmişler ki, Rablerinden onlara iki kat azap talebinde bulunuyorlar, onlara lânet edilmesinin, yüreklerine su serpeceğine inanıyorlar.

"Tâğîlere/azgınlara kötü bir gelecek vardır.  Onlar için cehennemde bir döşek vardır, orası ne kötü döşektir." (Sâd: 38/55-56)

"Kitapları soldan verilenler; ne yazık o sol ashabına! İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. Çünkü onlar, bundan önce dünyada nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı." (Vâkıa: 56/41-45)

Hava kavurucu sıcaktır. İnsanın derilerinin gözeneklerine işler ve vücutları kavurur. Su ise, son derece sıcaktır, ne serinletir ne de susuzluğu giderir. Orada bir gölge vardır. Kara dumandan bir gölge. Görünce çok sevinirler. Serinlemek için  oraya  doğru  koşarlar.  Fakat  yakıcı,  yalayıcı  ve  boğucu  bir  gölge olduğunu görünce müthiş bir hayal kırıklığı. Psikolojik azap. Azap içinde azap. Şüphe yok ki bu, alay ve eğlence manasıyla gölgedir. Bir gölge ki ne serinletir ve ne fayda verir. Şımarıklara bu sıkıntı ne acıdır.

"Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız." (A'râf: 7/41)

Cehennem bir yatakhane gibi hazırlanmış. Konuklarının altına ateşten bir döşek, üstlerine ateşten bir yorgan ve başlarının altına ateşten bir yastık. Yatakhane, döşek, yorgan denilince insanın aklına istirahat, uyumak ve tatlı rüyalar gibi güzel şeyler gelir. Fakat böyle güzel şeyler düşman başına. Tabii yine aşağılayıcı alay sahnesi.

"Yakıcı ateşe yaslanırlar, kızgın bir kaynaktan içirilirler. Beslemeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri yoktur." (Ğâşiye: 88/4-7)

Cehennem konuklarının altına minderleri, yatakları serilmişti. Tabii hava çok sıcak olunca hemen içecek bir şeyler ikram edilir. Meşrubatlar gelir, fakat o da ne, fokur fokur kaynıyor. Ardından konuklara yemek ikram edilir. Öyle bir yemek ki insanın boğazında durunca ne ileri gider ne geri çıkar. İnsana boğulma anını sürekli yaşatır. Dikenli olduğu için boğazı da parçalamış ve oraya takılmış duruyor. Yiyenlerin açlığını da gidermiyor. Ne ağırlama!

"Sonra siz ey sapıklar, yalanlayanlar! Doğrusu zakkum ağacından yiyeceksiniz, karınlarınızı onunla dolduracaksınız." (Vâkıa: 56/51-53)

Peygamberimiz: "Ey iman edenler, Allah'tan hakkıyla korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." (Âl-i İmran: 3/102) ayetini okudu ve şöyle buyurdu:

"Zakkumdan bir damla dünya yurduna damlatılsa, dünyadakilerin yiyeceklerini acıtırdı. Öyle ise yiyeceği zakkum olan kimsenin hali nasıl olur?"[128]

"Cehennem halkı, cennet halkına: 'Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin' diye seslenir, onlar da; 'Doğrusu Allah dinlerini oyun ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkârcılara ikisini de haram etmiştir' derler. Bu günle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz." (A'râf: 7/50-51)

Öteki dünyada unutulmamak için burada Allah'ı unutmamak ve sonu ateş olan işlerden kaçınmak gerekiyor. Şu dünyanın yaz sıcaklarında güneş altında durmaktan kaçınan insanın, cehennem sıcağına nasıl dayanacağının muhasebesini yapması gerekir.[129]

"Allah'ın Rasülü'ne muhalefet etmek için (cihaddan) geri kalanlar, (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda  cihad etmeyi çirkin gördüler; 'bu sıcakta sefere çıkmayın'  dediler. De ki: 'Cehennem ateşi daha sıcaktır!'  Keşke anlasalardı! Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!" (Tevbe: 9/81-82)

"Kitabı solundan verilmiş olana gelince; o, 'keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de, Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana fayda sağlamadı. Saltanatım (gücüm ve belgelerim) da benden ayrılarak yok olup gitti. (Böyle  kimse  hakkında, görevli  cehennem  bekçilerine  şu  ilâhî   buyrukla   hitap   edilir:)  Onu yakalayın da (ellerini boynuna) bağlayın; Sonra alevli ateşe atın onu! Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire sarın! Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi. Yoksulu doyurmaya (kendi yanaşmadığı gibi, başkalarını da) teşvik etmezdi. Bu sebeple, bugün burada onun herhangi bir candan dostu yoktur. Ancak günahkârların yediği kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur." (Hakka: 69/25-37)

Amel defterlerini sollarından alanlar okurla kitaplarını. Okudukça renkleri gider. İçlerini bir haşyet ve pişmanlık ateşi kaplar. Bir taraftan kapkara bir geçmişi okur, bir taraftan hatırlar yaptıklarını; sevap hanesinde bir şeyin olmadığını, öbür tarafta ise isyan, fücur ve tuğyanla dolu amellerini görür. Mücrimler o zaman bolluğun ve darlığın bir imtihan, gerçek hayatın ise ahiret hayatı olduğunu anlarlar. Dünya hayatını gerektirdiği gibi kullanamadıklarını, emanetlere ihanet ettiklerini hatırlarlar. Ama ne yazık ki, vakit çok geçmiştir. Bu ceza gününde hatırlamanın ve pişmanlık duymanın bir faydası yoktur. Sadece; dünya hayatında, amel yurdunda, fırsatların geçmesine yanmaktan başka bir şey gelmez ellerinden.

"O gün, gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkârcılar için yaman bir gündür o. O gün, zalim kimse iki elini ısırarak; 'ne olurdu ben de Peygamberlerle beraber bir yol tutsaydım' diyecektir. 'Vay başıma gelene! Keşke falancayı veli (dost ve lider) edinmeseydim. Andolsun ki bana gelen Kur'an'dan o saptırdı beni. Şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakıyor. Nebî de: 'Ya Rabbim, kavmim, bu Kur'an'ı mehcur/terkedilmiş bıraktılar (buna iltifat etmediler, inananları da buna gelmekten alıkoydular) demiştir." (Furkan: 25/26-30)

Kendilerine gelen Rasule ve Kur'an'a bîgâne kalanların karşılaştıkları pişmanlık, kendilerini yiyip bitirir. Kur'an'ı terkeden, ona Rahman'ın tüm insanlığın hayat nizamı ve düsturları, esenliğe götüren hidayet rehberi olarak değil; sıradan yazılan bir kitapmış gibi bakanların, ona yabancı kalanların, onu bırakıp beşerî ideoloji ve kanunlara sarılanların içerisine düştükleri pişmanlık ve hasret böyle tasvir ediliyor. Sonlarının korkunçluğunu gören, hassasiyet ve duyarlılıktan yoksun olarak yaşamış insanlar farkında olmadan  iki ellerini birden ısırırlar. Akılları başlarına gelmiş, dehşet etraflarını sarmıştır. Ama bugün yapılacak bir şey yoktur artık.

"Onların, ateşin başında durdurulmuş iken: 'Ahh ne olurdu keşke biz (dünyaya) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık, iman edenlerden olsaydık'  dediklerini bir görsen!" (En'âm: 6/27)

Ellerine geçirmiş oldukları güçle, haksız yere mal toplayıp biriktiren, insanlara zulmeden mütekebbirler, Karunların, tağutların ve onlara yardakçılık yapıp, onları yaşatanların, tuğyanın bizatihi Allah'ın dinine karşı galebesi için müslümanlara savaş açan pis sürüngenlerin acı sonu böyle ifade ediliyor. Ellerine geçirdikleri saltanatın biteviye devam edeceğini zannediyorlardı. Bugün ümitsizlik, hasret ve zillet içerisinde, yaptıkları zulmün, katliamın ve haksızlığın, şerri ayakta tutmanın karşılığını göreceklerdir. Allah dâvâsının erlerini mağlup etmek için zalimlerin yanında yer aldıklarına, onlara itaat ettiklerine pişman olacaklardır. Kendilerini yüceltip, takdis ettikleri erkânın da aynı akıbette, güçsüz, hakir, aşağılanmış halini görünce pişmanlıkları daha da artacaktır. Mala ve mülke, saltanat ve dünyaya olan sevgisini ve zaafiyetini aşamayıp kullara kul olanlar hasretler içerisine yanmaya mahkûm olacaklardır.[130]

"İtaat edilenler (kendilerine) itaat edenlerden uzak durdular; azabı gördüler, aralarındaki bağlar kesildi. İtaat edenler, şöyle dediler: 'Ah keşke bir daha dünyaya dönmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak dursaydık.' Böylece Allah, onlara işledikleri bütün fiilleri hasretler (pişmanlık ve üzüntüler kaynağı olarak) gösterecektir." (Bakara: 2/166-167)

"Elleri boyunlarına bağlı olarak dar bir yerden atıldıkları zaman orada yok olup gitmeyi isterler." (Furkan: 25/13)

O gün yok olup gitmek de aranıp ele geçmeyen bir arzudur. Bu tâkat götürmez sıkıntıdan kurtulmanın biricik yolu yok olup gitmektir. Ama, işte onların isteklerine karşı verilen cevap:

"Bir kere değil, birçok kereler yok olmayı isteyin." (Furkan: 25/14)

"Yüzleri ateşte (pişirilip) çevrildiği gün derler ki; 'eyvah bize keşke Allah'a ve Rasülü'ne itaat etseydik" (Ahzâb: 33/66) 

"Bir  zaman  gelir ki, inkâr  edenler, 'keşke müslüman olsaydık' diye arzu ederler." (Ahzâb: 33/66)

"Ateşe sürüldükleri zaman; 'keşke dünyaya bir daha döndürülsek de, Rabbimizin ayetlerini inkâr etmeyip iman edenlerden olsak' dediklerini bir görsen. Hayır, evvelce gizleyip durdukları işleri karşılarına çıktı da ondan böyle söylüyorlar. Eğer geri dönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Çünkü onlar şüphesiz yalancıdırlar." (En'âm: 6/27-28)

"O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kâfir: 'Keşke ben toprak olsaydım'  der." (Nebe': 78/40).

"Cehennem, (kendisine atılacaklara) uzak bir yerden gözükünce, onlar, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler." (Furkan: 25/16)

İşitirler de tam bir nedâmet ve hüsran içerisinde şöyle vahlanırlar:

"... Keşke ölüm kati olaydı (da bir daha dirilmeyeydim) Malım bana fayda vermedi, gücüm de kalmadı."

Allah da ilgili meleklere şöyle buyurur:

"Onu tutun, bağlayın. Sonra da cehenneme yaslayın." (Hakka: 69/27-31)

İnkârcı ve isyancı kullar cehenneme atıldığında; azap onları kuşatacak:

"... Azap, onları tepelerinden ve ayakları altından saracak." (Ankebut: 29/55)

"İşte siz, ey sapıklar, yalanlayanlar! Doğrusu bu zakkum ağacından yiyeceksiniz, karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Onun üzerine (erimiş maden tortusu gibi) kaynar su içeceksiniz. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz." (Vâkıa: 56/51-56)

"Bu içki, ne fena bir içki ve bu ateş de ne kötü konaklama yeridir." (Kehf: 18/29)

Tabiidir ki, azap görenler, bu korkunç acıdan kurtulmak, ızdırabı ölümden daha ağır olan cehennemden çıkmak isterler; ama nafile:

"Oradan her çıkmak istedikçe, yine o ateş içine döndürülürler ve onlara: 'tadın bakalım yalanlayıp durduğunuz o ateşin azabını' denilir." (Secde: 32/20)

Çaresizlik içinde bunalırlar da ilgili meleklere iltica ederler:

"Ateşte olanlar, cehennem bekçilerine: 'Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün azabımızı hafifletsin' derler. Cehennem bekçileri de şöyle söyler: 'Size peygamberleriniz belgelerle gelmemiş miydi?' 'Evet, gelmişti.' 'O halde kendiniz yalvarın. Ancak inkârcıların yalvarışı boşunadır." (Mü'min: 40/49-50)

Cehennem azabını çekenler, hiçbir dostun ve hiçbir yardımcının olmadığını anlarlar da Allah'a yönelirler ve şöyle yalvarırlar:

"Rabbimiz! Bizi, azgınlığımız yenmişti; sapık bir toplum olmuştuk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (Seni inkâra ve Senin düzenine isyana) dönersek, artık şüphesiz biz zulmetmiş oluruz.' (Allah da) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın, sinin orada! Bana karşı konuşup mazeret beyan etmeyin. Zira kullarımdan bir zümre: 'Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen merhametlilerin en iyisisin, demişlerdi. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda onlar (ile alay etmeniz) size beni hatırlatmayı unutturdu, siz onlara gülüyordunuz." (Mü'minun: 23/106-110)  

"İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız. Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine salih amel yapalım, diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı (peygamber) de gelmişti. Artık  tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı olmaz." (Fâtır: 35/36-37) 

"O (cehennem), insanlık için sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için, gerçekten  pek  büyük  bir  uyarıcıdır.  Her  nefis,  kazandığına  (yaptığına)  karşılık bir rehindir; ancak (hesap dtefteri/karnesi) sağ yanından verilenler başka; Onlar, cennetler içindedir. Günahkârlara), 'Sizi şu Sakar'a/yakıcı ateşe sokan nedir?'  diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: 'Biz namazımızı kılmıyorduk, yoksulu doyurmuyorduk, (bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk. Din/ceza gününü de yalan sayıyorduk. Nihayet (bu haldeyken) bize ölüm gelip çattı. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. Böyle iken bunlara ne oluyor ki, âdetâ arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâlâ) öğütten yüz çeviriyorlar? Güya onlardan her biri, kendisine (önünde) açılmış sayfalar (ilahî vahiy) verilmesini istiyor. Elbette olacak şey değil! Aslında onlar, ahiretten korkmuyorlar. Ama bu, gerçekten bir ikazdır! Dileyen onu (düşünür) öğüt alır. Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt almazlar. Kendisinden sakınılması gereken  O'dur; kendisine bağışlamak yaraşan da." (Müddessir: 74/35-56)

"Kim Allah'a ve Rasülü'ne karşı gelirse, bilsin ki ona (kendisi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır." (Cin: 72/23)

"Kitabı sol tarafından verilene gelince; o, 'keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı. Saltanatım (gücüm ve belgelerim) da benden (koptu,) yok olup gitti. (Böyle kimse hakkında görevli cehennem bekçilerine şu ilahî buyrukla hitap edilir:) Onu yakalayın; (ellerini boynuna) bağlayın; sonra alevli ateşe atın onu! Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire sarın! Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi. Yoksulu doyurmaya (kendi yanaşmadığı gibi, başkalarını da) teşvik etmezdi. Bu sebeple, bugün burada onun herhangi bir candan dostu yoktur. Ancak günahkârların yediği kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur." (Hakka: 69/25-37)[131] 

 

Cehennemle İlgili Bazı Hadis-i Şerifler

 

"Şüphesiz ki kıyamet gününde cehennemliklerin azap itibariyle en hafif olanı, ayaklarının altına iki kor parçası konulan ve onların sıcağından beyni kaynayan kimsedir. O zanneder ki kendisinden daha şiddetli azap gören hiç kimse yoktur. Halbuki o, onlar içinde azabı en hafif olanıdır."[132]

"Yüce Allah, azabı en hafif olan kimseye 'dünyada olan her şey senin olsaydı (kendini kurtarmak için) onu fidye olarak verir miydin?' diye soracak. O: 'Evet' diye cevap verecektir. Bunun üzerine Allah Teala: 'Ben senden, sen henüz Adem'in sulbünde iken bundan çok daha kolayını istemiştim. O da, Bana şirk koşmamandı. Fakat sen şirkten başkasını kabul etmedin.' buyuracaktır."[133]

"Ademoğlunun yaktığı ateş, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir parçadır."[134] 

"Sizin (şu dünya) ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş cüz'ünden bir parçadır." Ashab:

"Ya Rasülallah, Dünya ateşi (kâfirleri, fâcirleri azap için) herhalde kâfidir" dediler. Rasülüllah:

"Cehennem ateşi (miktar ve sayıca) dünya ateşleri(nin tümü) üzerine altmış dokuz derece fazla kılındı. Bunlardan her birinin harareti, bütün dünya ateşinin harareti gibidir."[135]

"Kıyamet gününde bir kişi getirilip cehenneme atılır da cehennemde onun bağırsakları derhal karnından  dışarı   çıkar. Sonra o kişi (bağırsakları etrafında) değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı o kişinin başına toplanıp da: 'Ey filan! Halin nedir? Sen bize (dünyada) iyilikle emredip bizi kötülükten nehyeden (bir öğütçü) değil miydin?' derler. O da: '(Evet ben öyleydim, fakat) ben sizi ma'ruf ile emrederdim; halbuki kendim yapmazdım. Yine ben sizi münkerden nehyederdim de kendim işlerdim!' diye cevap verir."[136]

"Cehennem irininden bir kova dünyaya dökülmüş olsa, dünyadakilerin hepsi kokardı."[137]

"Cehennem, şehvetlerin perdeleriyle örtülmüştür. Oraya şehvetler (irtikâbı) ile (girilir). Cennet de nefsin hoşlanmadığı ibadetlerle korunmuştur. (Buraya da ibadet meşakkatleriyle girilir)"[138]

"(Ashabım!) Cennet, sizin her birinize nalınının tasmasından (ayakkabısının bağından) daha yakındır. Cehennem de bunun gibi (yakın)dır  (Tâat cennete; ma'siyet de cehenneme yaklaştırır)."[139]

 

Konuyla İlgili Birkaç Uyarı

 

Çocuklara, mükellef yaşlarında olmadıkları halde "Allah yakar!" diyerek, onu güya terbiye etmek, Allah'ın yakıcılığını ve cezasını önceliklemek en azından üç büyük yanlış içerir. Allah'a iftira atılmış olur; Allah, çocukları çok sever, onların yaptığı hiçbir şeyden dolayı yakmaz. Allah, azabıyla korkulan vasfından önce, sevilmesi gereken merhametli rabbımızdır. Terbiye yönüyle de sevgi esasına dayanmayan, ceza ve korkutmaya dayanan terbiye çocuk üzerinde olumsuz etkileri olan bir yaklaşımdır, bu yönüyle de yanlıştır.

Cennet ve cehennem konusunda bazı vâizlerin ve halk kitaplarının mübalağalı tasvirleri sözkonusudur. Bunlar terğib ve terhib amaçlı ifadelerdir. Ama, unutmamalıyız ki, cehennem gaybla ilgili bir konudur. Dinle ve özellikle de gaybla ilgili konularda delilsiz beyanlar çok yanlıştır.

Cehennem ve cennetle ilgili fıkralar anlatmak, anlatılan fıkralara tasvip ederek veya gülerek katılmak, dini, cennet ve cehennemi alaya almak, ve küçümsemek demek olduğundan çok tehlikelidir. Bu tür Bektaşi fıkralarına veya güncel yakıştırmalara iltifat edilmemesi gerekir.[140]

 

Ve Cehennemin Düşündürdükleri

 

Dünya hayatındaki inanç ve eylemlerin soncu olarak cennet ve cehennem iki önemli neticedir. Her ikisi de Cenab-ı Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının gereğidir. Mü'min için hem cennet hem de cehennem rahmettir. Kur'an, cehennem azabının dehşetini belirttikten hemen sonra, cin ve inse "Rabbiniz'in hangi nimetlerini yalanlarsınız?" (Rahman: 55/35-36) diye hitap ediyor. Burada kast edilen nimet: Cehennemin, bütün dehşetiyle insanın içinde bir ürperti meydana getirerek,  mü'minin  hayatını  tanzim  hususunda fikir ve ibret vermesidir. Cennet, yüce duygulu insanlar için, onları yüksek zirvelere sevketmekte sebep olduğu gibi, cehennem de, seviyesi olgunluğa ermemiş insanların ondan korkmaları sebebiyle hayatlarını ciddi bir kontrol altına almalarına sebeptir. Cehennem, tehlikeli bir yolda yakılmış bir ateş gibidir. O yola düşmekten insanı korur. Cennet ise, müstakim / dosdoğru yola kurulmuş bir sofradır; insanı o yola davet eder. Böylece her ikisi de neticeyi düşünebilen insanlar için ayrı ayrı birer nimet olmuş olur.

"Dünya hayatını ve güzelliklerini arzulayanlara, orada işlediklerinin karşılığını eksiksiz veririz. Ancak, ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur." (Hûd: 11/15-16)

Hayatımız, sağ ve sol omuzlarımızdaki kameramanlarca filme alınmaktadır.

"Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür." (Zilzal: 99/7-8)

Akıllı yatırım, ahirete yapılan yatırımdır.  Kazançlı ticaret, Allah'la yapılan ticarettir; gerçek anlamda iman edip mal ve canla Allah yolunda cihad ederek cenneti satın almak, cehennemden kurtulmaktır. Kur'an'da anlatılan canlı cehennem tasvirleri,  haram  zevkleri  insanın  boğazına  dizecek   cinstedir.  Haram -  helal demeden  yiyip  içmek,  gezip  tozmak,  gülüp  oynamak, nefsin her istediğini yapmak, dünyadan kâm almak belki önemli olurdu: Eğer cehennem olmasaydı. Ama unutmayalım ki cehennem var. Ve bize çok uzak da sayılmaz. İyi ki cehennem var; yoksa insanoğlunu hiçbir şey zaptedemezdi. Dünya lezzetleri, eğlence ve ziyafetleri, yatlar, katlar... için ibadeti, yaratılış gayesini unutarak bütün gücünü sarfetmeye gelmediğimiz belli olacak, sınavın çileli zevki ortaya çıkacak. İyi ki cehennem var; yoksa insan azdıkça azar, ezdikçe ezerdi. "Zalimler için yaşasın cehennem!"      

Yanma acısı, belki acıların en dayanılmazıdır. Kibrit ateşine, bir kibrit sönünceye kadar dayanamıyor parmağımız. Küçük bir yanık günlerce nasıl acı vermektedir, hemen hepimiz biliriz. Günahlarla, haramlarla iç içe yaşayan insan, gözleri kapalı uçuruma koşan, elindeki benzin bidonuyla ateşle oynayan insandan daha feci bir durumdadır aslında. Hz. Yusuf, Rabbının burhanını gördüğü, haramların iç yüzüne şahit olduğu için davet edildiği günahı dünya hapsine tercih etmişti.[141]

Şeytan, haramlara sahte güzellik makyajı yapmakta, insan nefsinde bir çeşit hallüsinasyonlar oluşturup göz boyamaya çalışırken; müslüman, Allah'ın yasaklarında güzellik olmadığı bilinciyle oyuna gelmemeli, şeytanın taktığı maskenin altındaki çirkinliği görebilmelidir. Her haram, cehenneme düşme, ateşe atılma olarak gelmeli müslüman gözünde. Ahirete, cennet ve cehenneme yakînen iman etmek, gözle görür gibi iman etmektir. Mikroskopla dıştan temiz gibi görünen suya bakan insanın mikropları gördüğü gibi derin bakış, feraset ve hikmetle görüş hâkim olmalı.

Cehenneme çok uzak sayılmayız. Dünyamız, ateş topunun üzerinde duruyor. 50 km.lik ince bir yer kabuğunun altı cehenneme benzer ateş yığınından ibaret. Volkanik dağlardan çıkan lavlar insana altımızdaki ateşi ve cehennemi hatırlatması açısından ne dehşet verici görüntüler sahneliyor! Bu yüzden cehennemin bulunduğu yerin yer altı olduğunu söyler bazı âlimler. 

Şeytan, bazı mü'mine şöyle yaklaşabiliyor: "Nasıl olsa cehennem mü'mine ebedî değil; günahlarını zaten Allah affeder, affetmese bile kısa bir müddet yanıp cennete gidersin, çok önemli değil!" Dünyada 10-15 senelik hapis cezası ile bile karşılaştırıverelim durumu. Hangi akıllı biraz zevkleneyim diye bu kadar hapsi göze alır? Dünyadaki işkencelerle zebanilerin işkencelerini karşılaştırabiliriz. Dünya ateşinden 70 misli büyük ve güçlü ateşi, insanların cezası ile şedîdü'l-ıkab olan Allah'ın azabının büyüklüğünü mukayese edebilirsiniz.

Cehennem ehlinin pişmanlıkları, vicdanlarını kanatan ıstırapları hep ruhîdir; ancak, alev alev ateşin içine girmeleri, yanan derilerinin yerine azabın yenilenmesi için derhal yeni deri giydirilmesi ve organlarının kendi aleyhinde şahitlikte bulunması gibi hususlar ise tamamen cesede mahsus azap çeşitleridir. O yüzden cehennem azabı, hem cesede, hem ruha beraber etki edecektir.

Bizim için cennet garanti olmadığına, cehennemden kurtuluşumuzun kesinleşmediğine, ölümün de her an gelebileceğine, cennet ve cehennemin inanç ve yaşayışımıza bağlı olduğuna  göre, her ânımızı müslümanca geçirmeli, az sonra ölecekmişiz gibi ahirete hazır olmalıyız. 

Mü'minin Allah'a itaat etmek suretiyle cehennem ateşinden kaçınması gerekir. Cehennemin Kur'an'da tasvir olunan dehşeti, insana gerçek anlamda iman ve salih amele sarılıp bu feci akıbetten korunması için bir öğüt olarak algılanmalıdır. İnsanın eğitimi ve iyi davranışlara yönlendirilmesi açısından cennet ve cehennem inancının dünya hayatına etkileri açıktır. Kişi, gizli ve açık yaptığı her şeyin karşılığını bulacağını ve cehennemdeki cezanın dehşetini hatırladığında, elbette hareketlerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır. 

"Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!" (Bakara: 2/201)

"Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" (Âl-i İmran: 3/16)

 

Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar

 

Hak Dini Kur'an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c. 2, s. 64

İslam Ansiklopedisi, T. Diyanet Vakfı Y. c. 7, s. 225-233; c. 4, s. 302-309

İslam Ansiklopedisi, Şamil Y. c. 1, s. 280-282; 183-184

İslami Terimler Sözlüğü, Hasan Akay, İşaret Y. s. 74-75

Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar, Toshihiko İzutsu, Pınar Y. s. 159-164

İnanç ve Amelde Kur'ani Kavramlar, Muhammed el-Behiy, Yöneliş Y. s. 193-197

Kur'ani Terimler ve Kavramlar Sözlüğü, Mustansır Mir, İnkılab Y. s. 40

İman Nurları ve Ahiret Sırları, Ali Küçüker, Bahar Y. s. 359-371

İlmihal 1, İman ve İbadetler, İsam Y. s. 130

Kur'an'da Günah Kavramı, Sadık Kılıç, Hibaş Y. s. 362-367

İlmin Işığında İslamiyet, Afif A. Tabbara, Kalem Y. s. 152-154

İslam'da İnanç Esasları, B. Topaloğlu, Y. Ş. Yavuz, İ. Çelebi, İFAV Y. 308-312

Ahiret Bilinci, Hasan Eker, Denge Y. s. 67-74

Ahiret Bilinci, Hüseyin Özhazar, Bengisu Y. s. 121-126

Cehennem ve Cehennemlikler, Veysel Özcan, Mirfak Y.

Ayetlerle Ölüm ve Diriliş, Said Köşk, Anahtar Y.

Ölüm Sonrası Cennet ve Cehennem, Selim Al, Furkan Dergisi Y.

Ölüm ve Ölümden Sonraki Hayat, Murat Tarık Yüksel, Demir Kitabevi Y.

Ölüm ve Ötesi, Heyet, Sağlam Y.

Ölüm Ötesi Hayat, Abdülhay Nasih, Nil A.Ş. Y.

Ölüm ve Ötesi, Hüseyin S. Erdoğan, Çelik Y.

Ölüm ve Sonrası, İmam Gazali, Vural Y.

Ölümden Sonra Diriliş, Subhi Salih, Kayıhan Y.

Ölümden Sonraki Hayat, Süleyman Toprak, Esra Y.

Ölüm, Kıyamet, Cehennem, Harun Yahya, Vural Y.

Dünya Ötesi Yolculuk, Abdülaziz Hatip, Gençlik Y.

Dünya ve Ahiret Hayatı, Muhammed İhsan Oğuz, Oğuz Y.

 

 

 



[1] el-Kehf: 18/107.

[2] Alâuddin Âbidîn, el-Hediyetü'l-Alâiyye: 468.

[3] Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhi: 2/483.

[4] Râğıb el-İsfahani, el-Müfredat: 102.

[5] M. Sait Şimşek, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/280-281.

[6] Hak Dini, Elmalılı, c. 2, s. 64  

[7] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[8] Mürselât: 77/32-33.

[9] Furkan: 25/12.

[10] İsrâ: 17/8.

[11] A'râf: 7/40-41.

[12] Kehf: 18/29.

[13] İbrahim: 14/50; Mü'minun: 23/104.

[14] Meâric: 70/16.

[15] Hümeze: 104/7.

[16] Karia: 101/9-11.

[17] Tahrim: 66/6; Bakara: 2/24.

[18] Kaf: 50/33.

[19] Vâkıa: 56/42-44.

[20] Nisâ: 4/56.

[21] Saffat: 37/64-66.

[22] Vâkıa: 56/53-55; Nebe': 78/25.

[23] Nebe': 78/24.

[24] Mutaffifin: 83/15.

[25] Nisâ: 4/137, 168.

[26] Buhâri, Rikak 51, Tevhid 19; Tirmizi, Birr 61; İbn Mâce, Mukaddime 9.

[27] Müslim, Cennet 30; Tirmizi, Cehennem 8.

[28] İnsan: 76/13.

[29] Buhâri, Bed'ü'l-halk 10; Tirmizî, Cehennem 9.

[30] Nebe': 78/24; A'lâ: 87/5.

[31] A'râf: 7/50.

[32] Ğaşiye: 88/6.

[33] Saffat: 37/62-66.

[34] İsrâ: 17/8.

[35] Hıcr: 15/44.

[36] Tahrim: 66/6; Müddessir: 74/30-31.

[37] Nisâ: 4/145.

[38] Beled: 90/20; İnşirâh: 94/8.

[39] Karia: 101/1, 11.

[40] Furkan: 25/12.

[41] Kaf: 50/30.

[42] Mürselât: 77/32.

[43] Furkan: 25/13; Fecr: 89/26.

[44] Ra'd: 13/5; Nur: 24/33.

[45] Rahman: 55/41.

[46] Mü'min: 40/71; Hakka: 69/32.

[47] İsrâ: 17/97; Furkan: 25/34.

[48] Neml: 27/90.

[49] Furkan: 25/13.

[50] Enfal: 8/50; Hacc: 22/9.

[51] Bakara: 2/24; Cin: 72/15.

[52] Hacc: 22/21-22; Secde: 32/20.

[53] A'râf: 7/41.

[54] Kehf: 18/29; Ankebut: 29/54-55; Zümer: 39/16.

[55] İbrahim: 14/50; Mü'minun: 23/104.

[56] Meâric: 70/16.

[57] Müddessir: 74/28.

[58] Müddessir: 74/29.

[59] Hümeze: 104/7.

[60] Mü'minun: 23/107; Fatır: 35/36.

[61] Fâtır: 35/37.

[62] Nisâ: 4/56.

[63] Mü'min: 40/71-72; Rahman: 55/48.

[64] Hacc: 22/19-20; Duhan: 44/48.

[65] Vâkıa: 56/44.

[66] Vâkıa: 56/43. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[67] Meâric: 70/15-16.

[68] 22/4; 31/21; 34/12 vs.

[69] Karia: 101/9.

[70] Hümeze: 104/4-7.

[71] M. Sait Şimşek, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/281. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[72] Hak Dini, K. Dili, Eser Y. c 5, s. 3066.

[73] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[74] Tecrîd-i Sârih Tercüme ve Şerhi: 9/50.

[75] M. Sait Şimşek, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/281-282.

[76] Bakara: 2/161-162; Âl-i İmran: 3/77.

[77] Bakara: 2/217, 264, 266, 276.

[78] En'âm: 6/94; Hûd: 11/21.

[79] Bakara: 2/102; Âl-i İmran: 3/77, 176.

[80] A'râf: 7/51; Câsiye: 45/34.

[81] İsrâ: 17/22.

[82] İsrâ: 17/18, 39.

[83] Şûrâ: 42/8.

[84] A'raf: 7/40.

[85] Mürselât: 77/35-36.

[86] Bakara: 2/27, 121; Âl-i İmran: 3/85, 149.

[87] Secde: 32/12.

[88] Âl-i İmran: 3/106.

[89] Mürselât: 77/24.

[90] Kehf: 18/49.

[91] Nur: 24/24, 36.

[92] En'âm: 6/31.

[93] Âl-i İmran: 3/180.

[94] İsrâ: 17/18, 22.

[95] İsrâ: 17/39.

[96] Mü'min: 40/40.

[97] En'âm: 6/124.

[98] Furkan: 25/27-29.

[99] En'âm: 6/128; Hûd: 11/107; Nebe': 78/23.

[100] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[101] Bakara: 2/105.

[102] Zâriyat: 51/56.

[103] Âl-i İmran: 3/31.

[104] Mâide: 5/13-16.

[105] Mâide: 5/40; Ankebut: 29/21.

[106] A'râf: 7/96; Tevbe: 9/95.

[107] Nisâ: 4/145; Nahl: 16/88.

[108] İsrâ: 17/15.

[109] Kehf: 18/105-106; Nisâ: 4/139, 145, 161, 172; Mâide: 5/72-73; Âl-i İmran: 3/151; Ahzâb: 33/73.

[110] Nisâ: 4/10, 14, 93, 97; Mâide: 5/94-95; Nur: 24/23, 63.

[111] Hûd: 11/106-107; Nebe': 78/23.   

[112] bk. A'râf: 7/50.

[113] Bakara: 2/81.

[114] Müsned-i Ahmed, II, 291, 392, 442.

[115] Buhari, Rikak 16; Müslim, İman 132.

[116] Sebe': 34/31-33; Sâd: 38/64; Kaf: 50/27-28.  

[117] Müsned-i Ahmed, I/375, 407; II/55.

[118] Müsned-i Ahmed I/290.

[119] Müsned III/ 13; Müslim, Cennet 33.

[120] Müslim, Cennet 44, 45; Tirmizi, Sıfatü Cehennem 3.

[121] Lokman: 31/33; Fâtır: 35/5; Hadid: 57/14.

[122] Hıcr: 15/50.

[123] En'âm: 6/147.

[124] İslam Ansiklopedisi, T.D. V.  c. 7, s. 225 ve devamı.

[125] Sahih-i Müslim.

[126] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[127] Buhâri,  Müslim.

[128] Tirmizi, Nesai, İbn Mâce.

[129] Ahiret Bilinci, H. Eker, s. 67 ve devamı.

[130] Ahiret Bilinci, H. Özhazar, 121 ve devamı.

[131] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[132] Buhari, Rikak 51; Müslim, İman 363, 364; Tirmizi, Cehennem 12.

[133] Buhari, Rikak 49; Müslim, Müsafirun 51, 52.

[134] Muvatta, Cehennem 1; Müsned-i Ahmed 2/ 467.

[135] Buhari, Tecrid-i Sarih c. 9, s. 50.

[136] Buhari, Tecrid-i Sarih, c. 9, s. 51.

[137] Tirmizi, Cehennem 4; Müsned-i Ahmed, 3/ 28, 83.

[138] Buhari, Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 195.

[139] Buhari, Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 195. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[140] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[141] Yûsuf: 12/24.

 
  Bugün 7 ziyaretçi (36 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=