Bismillahirrahmanirrahim
  Beşir
 


BEŞÎR

 

Beşir ve Türevleri:

 

Müjdeci ve müjde veren, güleç yüzlü insan.[1]

‘Beşir’, ‘beşr’ kökünden türemiş bir sıfatttır. Müjdeleyen, muştu veren, güler yüzlü, sevecen demektir. Aynı kökten gelen ‘beşer’, insan, âdemoğlu demektir. Bunun anlamı da bir şeyin güzelliğiyle ortaya çıkması,  görünmesi demektir.

İnsana ‘beşer’ denilir. Çünkü onu diğer canlılardan ayıran bir takım özellikleri vardır. Beşer ismi insan için övücü bir sıfattır. Bu sıfatın tekili, çoğulu, erili ve dişili (müzekker ve müennesliği) hep aynıdır.

İnsana, kadın olsun erkek olsun, bir kişi olsun - çok kişi olsun ‘beşer’ denilir.

Kur’an, Allah (cc )’ın bir beşer yaratma iradesini anlatmaktadır.[2] Kur’an, sık sık insanın bir beşer olduğunu, hatta peygamberlerin de bir melek değil bir beşer olduklarını vurguluyor:

“De ki: Şüphesiz ben, ancak sizin gibi bir beşerim, yanlızca bana sizin ilâhınızın bir ilâh olduğu vahyediliyor…” (Kehf: 18/110)

‘Beşr’ kökünden gelen ‘beşere’;  üst deri, derinin üst tabakası, ‘beşâret’; güzellik, müjde, tebşir; müjdelemek, ‘büşra’;  müjde- muştu, ‘mübaşeret’;  kadın erkek ilişkisi, ‘mübeşşir’ (Türkçede mübâşir) ise,  müjde veren anlamlarına gelirler.[3]

        

Peygamberler Beşirdir:

 

Bu kelime korkutucu ve tehlikeyi haber verici anlamına olan "nezîr" ifadesiyle beraber Kur'an-ı Kerîm'de sekiz yerde geçmekte olup peygamberler hakkında kullanılmaktadır.[4] Çünkü peygamberler insanlara Allah'ın rahmet ve nimetini müjdelerler, inanmayanları ise Allah'ın azabıyla korkuturlar. Bu ayetlerden birinde Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Ey kitap ehli! Peygamberler'in arası kesildiğinde, "bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" dersiniz diye, size (Allah'ın dinini) açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz o, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir." (el-Mâide, 5/19).

Beşîr sıfatını taşıyan peygamberler, Allah'a iman edip onun hüküm ve emirlerine itaat edenlere verilecek mükâfaatları bildirir ve mümin kitleyi Cennet nimetleriyle müjdelerler. Allah'ın dinine davet eden beşîr, peygamberlik görevini yerine getirirken nefret ettirmeden ve en güzel hikmetle, yumuşaklık ve nezaketle davetini yapar.[5] Dolayısıyla peygamberlerin getirdiği hükümlere ve akideye davet yapan tebliğcilerin de, davet görevini aynı tavırla bir "beşîr" olarak yerine getirmeleri gerekir.

Peygamberler zorlayıcı, baskı kullanan değil, sadece "(azabı) haber verici ve (Cennet nimetleriyle) müjdeleyici (beşîr)" dir.[6]

Beşir, Kur’an’da ‘nezir’ kelimesiyle birlikte peygamberlerin bir sıfatı olarak geçmektedir. Peygamberler ve Peygamberimiz (as) hem nezir’dir, hem beşir’dirler. Onlar görevleri gereği inkârcı ve isyancı insanlara Allah’ın azabını haber vererek onları uyarırlar, iman ve itaat eden insanlara da Allah’ın rahmetini ve vereceği ödülleri müjdelerler.

Peygamberlerin insanlar arasındaki görevi, onları müjdelemek ve uyarmaktır.  Onlar Allah’ın dilemesi dışında hiç kimseye fayda de zarar veremezler.[7] Allah (cc) bütün peygamberleri ‘mübeşşirler-müjdeciler’ ve ‘münzirler- korkutucular’ olarak göndermiştir.[8] Kur’an, kitap  ehlinin ‘bize bir beşir ve nezir-müjdeci ve uyarıcı gelmedi’ diyemeyeceklerini,  çünkü onlara bu gürevleri yerine getiren son elçi (Hz. Muhammed (sav)) gönderilmiştir.[9]

Allah (cc) Hz. Muhammed’e (sav) şöyle diyor:

“Biz seni ancak bütün insanlara bir beşir (muştulayan) ve nezir (uyarıp- korkutan) olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.” (Sebe’: 34/28)

Aynı ifadeyi değişik biçimlerde başka âyetlerde de görmemiz mümkündür.[10]

Fatır: 35/24. âyette, Peygamberimizin bu iki sıfatı söylendikten sonra ‘hiç bir ümmet (topluluk) yoktur ki onun içinden bir beşir ve nezir gelip geçmemiş  olsun’ deniliyor. Beşir sıfatının bazı âyetlerde ise ‘mübeşşir’ olarak ta kullanıldığını görmekteyiz. Mübeşşir sıfatı dört âyette ‘nezir’ sıfatıyla, dört âyette de çoğul olarak peygamberler hakkında kullanılmaktadır.

“Şüphesiz Biz seni bir şahit, bir mübeşşir (müjde verici) ve bir nezir (uyarıp-korkutucu) olarak gönderdik.” (Fetih: 48/8) [11]

 

Kur’an’ın Bir Adı da Beşirdir:

 

Beşir ve nezir sıfatları aynı zamanda Kur’an’ın da sıfatıdır. Kur’an âyetleri, ilâhi bir söz olarak insanları ‘Allah’ın vereceği mükâfatları müjdelemekte, vereceği cezalarla korkutmaktadır. Bu müjde ve korkutmaları ancak bilen, düşünen, idrak eden topluluklar anlarlar. Kalpleri Allah’ın âyetlerine kapalı olanlar bu müjdeler ve uyarılar karşısında duyarsız olurlar.[12]

‘Büşra’, müjdedir, muştu dolu haberdir. Bu bakımdan Kur’an bir ilâhí büşra’dır (müjdedir). O, müminleri doğru yola iletir ve onlara müjdeler verir.[13]

Hz. Musa’ya verilen Tevrat ta bir büşra’dır, bir müjdedir. Allah’ın (cc) mü’minlere yardım ve zaferi de bir ‘büşra- muştudur’.[14]

 

Azapla Müjdelemek:

 

‘Tebşir etmek’, müjdelemek, muştu vermek, sevindirici bir haberin sonucunu bildirmek olmasına rağmen Kur’an alaylı bir şekilde inkârcılara azabın müjdelenmesi anlamında da kullanıyor. Kur’an, mü’minleri sürekli bir biçimde, yaptıkları salih amellerinin karşılığı olarak müjdelemektedir. Ya da Peygamber’e ‘onları müjdele’ demektedir.[15]

İnkârcılar ve münafiklar, Allah’ın âyetlerine rağmen kendi hevalarına uyarak yaptıklarından memnundurlar. İnandıkları şeylerin doğru olduğu, yaptıkları amellerin yanlış olmadığını zannederler. Öyleyse onlara da Allah’ın azap müjdesi verilmelidir. Evet, Allah’a isyan etmeyi inanç haline getiren, kendini yaratanı hiç takmayan azgın zalimlere Kur’an, ‘elim bir azabı’ müjdelemektedir.[16]

 



[1] Ahmed Ağırakça, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/230.

[2] Hicr: 15/28-29.

[3] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 78.

[4] el-Bakara, 2/119; el-Mâide, 5/19; A'râf, 7/188; Hud, 11/2; Sebe', 34/28; Fâtır, 35/24.

[5] en-Nahl, 16/125.

[6] Ahmed Ağırakça, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/230.

[7] A’raf: 7/188.

[8] Bakara: 2/213; Hûd: 11/2.

[9] Maide: 5/19.

[10] Bakara: 2/119; Fatır: 35/24.

[11] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 78-79.

[12] Fussilet: 41/4.

[13] Bakara: 2/97; Nahl: 16/89; Neml: 27/12.

[14] Âli İmran: 3/126; Enfal: 6/10; Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 79.

[15] İsra: 17/9; Kehf: 19/2; Şûra: 42/23; Bakara: 2/25, 223; Tevbe: 9/112. vd.

[16] Nisa: 4/138; Tevbe: 9/3; Lukman: 31/21; İnşikak: 84/24; Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 79-80.                            

 
  Bugün 7 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=