Bismillahirrahmanirrahim
  Basiret
 


BASÎRET

 

Basiret Nedir?

 

İdrak, zeka, ilim, tecrübe, kalp ile görme, doğru ve ölçülü bakış, uzağı görme, kavrayış, feraset. Başımızdaki göze basar, kalp gözüne de basîret denir.[1] Buna göre basîret; kalp gözüyle görüş, işin iç yüzüne nüfuz etmek bir şeyin içini -dışını, önünü- sonunu, aslını ve hakikatini bilmektir. Bu nedenle basîret-i kalp, kalp uyanıklığı; basîretsiz,gafil, basîreti bağlanmak gaflette bulunmak anlamına gelir. [2]

‘Basiret’, görme, görüş,  gören göz gibi anlamlara gelen ‘basar’ kökünden  türemiştir.

‘Basiret’in sözlükte, idrak etme, görme, doğru ve ölçülü bakış, uzağı görebilme, kavrayış, bir şeyin iç yüzünü anlayabilme, feraset, kalb ile görme gibi manaları vardır.

Kur’an bu kelimeyi normal ‘görme’ anlamında kullandığı gibi, gerçeği keşfetme, doğru yolu tanıma, gerçeği yalandan, Hakk’ı batıldan ayırma yeteneği anlamında da kullanmaktadır.   

‘Basiret’, kalp gözüyle görebilme, işin iç yüzünü anlayabilme, bir şeyin aslını ve gerçeğini idrak edebilmedir. Manevi körlük ve sapıklıkta olmak bunun karşıtıdır. Manevi körler, sadece kafa gozüyle görürler, ötesini göremezler, gördükleri maddi cismin ötesindeki anlam üzerinde düşünmezler.

Şu âyetin verdiği örnek oldukça ilginçtir:

“Eğer onları doğru yola çağırsan işitmezler. Görürsün, sana bakıyorlar (nazar ediyorlar), oysa onlar görmüyorlar (basarları yok).” (A'raf: 7/198)

Kendilerine davette bulunan Peygamberi cisim olarak görüyorlar, O’na bakıyorlar ama O’nu, O’nun davetini, O’nun görevini anlamıyorlar.

Her türlü manevi faaliyetin merkezi kalptir. Kalbin de dışarıya açılan iki penceresi vardır. Bu pencerenin biri, duymak (sem’i) diğeri ise, görmek’tir (basar/basirettir). Duymak kulağın, görmek ise gözün gücüdür. Ancak her iki fiil de kalbin bir faaliyeti olarak kullanılır. Kalbin duyması, kulağın duyduğu şeyi anlaması, kavraması ve niteliğini tesbit etmesidir. Herhangi bir sesi duyan kimseye sağır denmez.  Fakat Kur'an, Hakk’ı duydukları halde anlamayanlara, idrak etmeyenlere ve İslâma teslim olmayanlara ‘sağır’ demektedir.

Âlemlerin Rabbi Allah’ı hesaba katmaksızın hevasının her dediğini yapan, azan, sapıtan, inkârcı ve müşrik olanlar ile küfürdeki (inkârdaki) inadı yüzünden kalbi mühürlenmiş, kalbi Hakk’a kapatılmış kimseler; Hakk’ın sesini duyamazlar. Peygamberin yaptığı daveti anlamazlar. Kur’an âyetleri onlar için bir anlam taşımaz. Çünkü kalplerinin anlama kabiliyeti yoktur. İşte böyleleri ‘sağır’dırlar.

“De ki: Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutmaktayım. Ancak sağır olanlar, uyarıldıkları çağrıyı işitmezler.” (Enbiya: 21/145)

Çok günah işlemekten ve isyan etmekten dolayı kalpleri kararmamış olanlar, dolaysıyla kulakları işitir olanlar, Peygambere indirilen âyetleri duydukları zaman anlarlar, imanları artar ve gözleri yaşla dolar.[3]

Bunun gibi ‘basar-görme’ faaliyeti de hem gözün bir fiili, hem de kalbin bir işi olarak geçmektedir.[4]

Basîret ilâhî bir nur ve hakkın batıldan ayırt edilmesine yarayan bir bilgidir. Kalplerinde bu özellik bulunmayan kimseler hakkında Allah Teâlâ "Onların kalpleri vardır ama onunla gerçekleri anlayamazlar" (el-A'raf, 7/179) buyurmuştur.

Basîret Kur'an-ı Kerîm'de tekil şekliyle iki yerde geçer:

1) "Ey Muhammed! De ki, benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar basiretle insanları Allah'a çağırırız." (Yusuf, 12/108).

Burada basiret açık delil, kesin bilgi manasında kullanılmıştır.

2) "Özürlerini sayıp dökse de insanoğlu kendi kendine şahiddir." (el-Kıyamet, 75/14) ayetinde şahit manasına kullanılmıştır.

Görme yani basar hem insanlarda hem hayvanlarda olduğu halde basiret duygusu sadece insana verilmiştir. Etraftaki eşyayı, uzaktaki bir cismi iyi ve mükemmel bir şekilde rahatça gören gözler olduğu gibi, bunu çok az görenler de vardır. Aynı şekilde eşyanın hakikatini tam anlamıyla idrak eden fevkalâde basiret olduğu gibi bu eşyanın gerçeklerini göremeyen kalp gözleri de vardır. İnsanın kötülük ve ahlâksızlıklara dalması onun basîretini bağlar. Fakat Allah'a itaat, salih bir amel, mükemmel ve gerçek bir tevhidi akide, mümine üstün bir basiret verir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Mümin'in ferasetinden korun, zira o Allah'ın nuru ile bakar"[5] buyurması mümindeki basiret ve kavrama kabiliyetinin üstünlüğünü gösterir. Basiret sahibi bir mümin başkalarından önce kendi kusur ve eksikliklerini görür. Resulullah şöyle buyurur:

"Allah bir kulu hakkında iyilik murad ederse, ona, kendi kusurlarını görme kabiliyetini verir."[6]

"Ey basiret sahipleri ibret alınız." (el-Haşr, 59/2) ayeti, insanın ilerisi için daha tedbirli davranıp Allah'ın emirlerine ters düşmekten sakınmasını sağlamak maksadıyla yapılan bir hatırlatmadır. Bu da müminin basiretini gösterir.

İman bir basirettir. Basireti açık olanlar Allah'ın dinine ve hükümlerine talip olurlar. Basireti kapalı olanlar da Allah'ın nizam ve hükümlerine sırt çevirirler.[7]

 

Basír Kelimesinin Anlamı:

 

Rabbimizin güzel isimlerinden biri de aynı kökten gelen ‘Basír’dir. Her şeyi gören, en iyi gören, mutlak olarak gören demektir. O’nun görmesinin önünde hiç bir engel yoktur. O’nun görmesi için, ışık, cisim (yani cismin boyutları) ve mesafeye ihtiyaç yoktur.

Bu sıfat bir kaç âyette Semi’ (her şeyi işiten) sıfatıyla birlikte geçmektedir. O, her şeyden haberdardır, her şeyi görmektedir. Hiç bir şey O’nun bilgisinin ve görmesinin dışında kalamz.

“... Dünya ve ahiret sevabı Allah’ın katındadır. Şüphesiz O, Semi’ (her şeyi işitir), Basír'dir (her şeyi görür).” (Nisa: 4/134)

‘Basír’, kelimesi ayrıca; sezen, gözüyle gören, bir belge sayesinde idrak eden, ibret gözüyle bakan gibi anlamlara da gelmektedir.

Buradan hareketle diyebiliriz ki ‘basiret’, sözlük anlamı yönünden, görebilme, doğru ve ölçülü görme, kavrama ve anlama, idrak etmedir. Kavram olarak; duyular üstü bir görmedir. Bu bir anlamda kalbin görmesi ya da kalbin bir şeyi idrak edip anlamasıdır. Baştaki göz fizik şartları hazır olduğu zaman (ışık, görme duyusu, boyut ve mesafe) cisimleri ve eşyayı görür. Kalp ise bu fizik şartlara bağlı görmenin ötesinde, Allah’tan kaynaklanan bir kabiliyetle eşyanın ötesini anlayabilme, sonsuza uzanabilme yeteneğine sahiptir. [8]

 

Basiretin Boyutları:

 

İdrak, bir şeyi anlamadır. ‘Basiret’ idrakin bu yüceliğe ulaşmasıdır. İnsan, evrendeki duyular ötesi özellikleri, insanın derinliklerindeki sırları, eşyadaki ilâhí yönleri bu ‘basiret’ duygusuyla idrak eder, anlar. ‘Basiret’ bir anlamda Hakk’ı görebilme, onu anlayabilme ve onu doğru olarak tanıma kabiliyetidir. Basireti bağlanmış kimse kalbi kör kimsedir. O, Hakk’tan gafildir (habersizdir), Hakk’tan gelen daveti görecek yeteneğini yitirmiştir. Kalbinin bu özelliği ve gücü kaybolmuştur.

Yukarıda geçtiği gibi kalbin ikinci penceresi ‘görme duyusu’dur, yani ‘basar’ veya ‘basiret’tir. Basar’ın çoğulu ‘ebsar’, basiretin çoğulu ise ‘besair’dir.

Kur’an’da her ikisinin birbirinin yerine kullanıldığını görmekteyiz. Çünkü her ikisinin anlamı birbirine yakındır.

Ancak her ‘basar-görme’ sahibi ‘basiret’ sahibi değildir. ‘Basar’ kelime anlamı olarak daha çok kafa gözüyle görmektir. Kafa gözüyle bakan, baktığı şeyi dış görünüşü ile tanır, onu kendine göre algılar, ancak o gördüğü şeyin gerçeğine ulaşamaz. Basiret sahibi ise, gördüğü şeyin gerçeğine ulaşır, duyuların ve hayallerin ötesini idrak eder. Ki bu da ancak kalp gözüyle, yani basiretle olur.

‘Basiret’, normal görme olarak ta kullanılmaktadır.  Ancak bu kullanışlarda kalp gözüne, yani basiretin kavram anlamına da işaret vardır. Şu örnekte olduğu gibi:

“De ki: Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorun ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyedilenden başkasına uymam. De ki: Kör (ama) olanla gören (basír) bir olur mu?” (En’am: 6/50)[9]

Bu âyetlerde geçen körler, Hakk’ı görmeyenler; basiret sahipleri ise Hakk’ı görüp, anlayıp teslim olanlardır. [10]

        

Basiret İman İlişkisi:

 

‘Basiret’ aslında ilâhí bir nur’dur. Allah’ın ‘Basar’ sıfatının iman eden kullarda bir yansımasıdır. Mü’min bu nur (ışık) sayesinde Hakk’ı anlar, idrak eder ve gereğini yapar. Allah’ın âyetleriyle karşılaştığı zaman, ne anlama geldiklerini kavrar, yani bütün âyetler onun için bir anlam ifade ederler.

Sürekli salih amel işleyen mü’minlerin kalpleri tertemiz olduğu için basiretleri etkin haldedir. Günahlarla ve isyanla kirletilmemiş bir kalp nur (aydınlık) içerisindedir. Mü’min bu nur ile eşyanın, yani insana sunulan her türlü âyetin ötesini idrak eder, bu idrak ve kavrama sonrasında da teslimiyetini artırır. İnkârcıların ve inatçı müşriklerin kalpleri bu görevini yapamaz.

“Onların kalpleri vardır ama onunla gerçeği anlamazlar.” (A’raf: 7/179)

Kur’an bir takım kalplerin pas tuttuğundan söz etmektedir.[11]

Şu hadis-i şerif bu konuda ilginç bir gerçeğin altını çiziyor.

Peygamberimiz (sav) kalplerin pas tutmasını şöyle açıklıyor;

“Kul bir hata yaptığı zaman kalbinde siyah bir iz meydana gelir. Eğer kişi, o hatadan kendini çeker, af ister ve tevbe ederse kalbi cilalanarak (o leke silinir). Şayet kul aynı hatayı yapmaya devam ederse, kalpteki leke artırılır. Hatta bir zaman gelir, bu lekeler kalbi tamamen kaplar. İşte bu durum Allah’ın; “onların yapageldikleri ameller kalplerini paslandırmış sözündeki paslanmadır.”[12]

‘Basar’, görmeyi ve görme gücünü ifade ederken, ‘basiret’ görmeyi sağlayan nur’u ifade etmektedir. Kur’an âyetleri insanların gerçeği görmelerine ışık uttukları için onlara da ‘basiret’ denmiştir.[13] Bu nur’dan, bu basiret gücünden mahrum olanlar, aydınlıktan yoksun kalıp yollarını şaşıranlardır. Onlar, Hakk’a sırt çevirdikleri için nur’suzluğu, basiretsizliği kendileri seçmiştir.

“Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını, (nurlarını) giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakiverir.” (Bakara: 2/17)

Allah’tan gelen vahy, yani Kur’an âyetleri birer ‘basiret’tir.

“Doğrusu, size Rabbinizden ‘basiretler’ geldi; artık kim görürse kendisi içindir, kim de kör olursa kendi aleyhinedir.” (En’am: 6/104)

Allah’ın âyetleri, insanın gerçeği görmesini, kalp gözünün açılmasını sağlayan nurdurlar. Bunları görmemek, bunlarla kalbi aydınlatmamak, tek kelime ile körlüktür.

Allah’ın âyetleri karşısında ikili oynayan münafiklar kördürler, sağırdırlar.[14]

İnatçı kafirler, doğru yola çağrılsalar bile işitmezler. Onlar bakar kördürler.[15] Onların kalpleri vardır; bununla kavrayıp anlamazlar, kulakları vardır; bununla duymazlar, gözleri vardır; bununla görmezler. Bunlar tıpkı dört ayaklılar gibidirler. Dört ayaklı yaratıklar da bazı sesleri duyarlar, bazı şeyleri görürler ama ne olduğunu anlamazlar.[16]

Kur’an-ı Kerim  şöyle diyor:

“De ki: Bu, benim yolumdur. Ben bir basiret üzere Allah’a davet ederim; ben ve bana uyanlar da ...” (Yusuf: 12/108)

Peygamber (sav) insanları bir hayale, bir belirsizliğe, temelsiz şeylere davet etmiyor. O’nun davet ettiği şey, mantıklı, isbatlı, anlaşılan, basiretle idrak edilebilen şeydir. Onun kuruntularla, aslı astarı olmayan şeylerle ilgisi yoktur. Bu davet, körükörüne, batıl ve bozuk amaçlara, nefsin isteklerine bir davet değildir. Bu davet ne dediğini bilen, hikmete çağıran bir Peygamberin davetidir. Kur’an, basiret sahiplerini ifade ederken ‘ulu’l elbab-kalp sahipleri’[17], ‘ulü’l ebsar-basiret sahipleri’[18], ‘ulü’n nühâ-sağduyu sahipleri’[19] tabirlerini kullanıyor. Bu gibi basiret sahipleri nefislerinin isteklerine kapılarak günaha dalmazlar, kalplerini günahlarla kirletmezler ve karartmazlar; böylece onlar ilahí bir bağış olarak bir nur’a kavuşurlar. Basiret sahibi olarak manevi gerçekleri olduğu gibi idrak ederler.

Bu şekilde basiret sahibi olmayan bakar körler, kalp gözü kapalı olanlar; Allah’ın âyetleri karşısında sağır ve kör kesilirler. Ne o âyetleri anlarlar, ne de o âyetlerin arkasındaki gerçekleri idrak ederler. Sürekli günah ve isyanda oldukları için kapleri bu basiret nurunu kaybetmiştir. Bu nedenle Hakk’ı anlamakta, kabul etmekte ve gereğini yapmakta güçlük çekerler.

Basiret sahipleri gören kimseler, basireti olmayanlar ise kör (âmâ) kimselerdir.

“Ve onlardan sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları –üstelik hiç görmüyorlarsa- sen mi doğru yola getireceksin?” (Yunus: 10/43)

Onların bu körlüğü karanlık gibidir, tıpkı görmenin, yani basiret sahibi olmanın nur (aydınlık) olduğu gibi.[20]

Kur’an, basiret sahibi kimseleri, azabı hak etmiş kimselerin durumundan ibret almaya davet ediyor.

“….Artık ey basiret sahipleri ibret alın.” (Haşr: 59/2)

Şüphesiz ki kalpleri paslanmış ve kirletilmiş, eşyayı, olayları, âyetleri ve insan olarak konumunu anlayabilme nurunu kaybetmiş kimseler ne ibret alırlar, ne de basiretle bakabilirler.

Basiret, aslında iman etmiş bir kalbin ulaştığı yüce bir idrak ve kavrama yeteneğidir. Bu, mü’minlere imanın bir hediyesi olarak verilmiştir. Kalp gözünün açıklığı, iman nuruyla bakabilme, Allah’ın âyetlerini, Hakk’ı anlayabilme ve gereğini yapabilme anlayışıdır. Basiret sahibi olanlar, Hakk’ı anladıkları gibi baktıkları zamanda Allah’ın nuruyla bakarlar.[21] Bu bakımdan kendi hatalarını anlarlar, kusurlarını ve eksikliklerini görürler ve düzeltme yoluna giderler.

Basiret aynı zamanda Allah’ın hükümlerine uygun yaşama şuurudur. Basiretsiz olanlar ise, Allah’ın hükümlerine sırtlarını dönerler ve başkalarının hükümleriyle hayatlarıyla yön verirler.[22] 

 



[1] Rağıb el-İsfahânî, el-Müfredat, 49.

[2] Ahmet Ağırakça, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/205..

[3] Maide: 5/83.

[4] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 63-64.

[5] Tirmizî, Tefsir Suretu'l-Hicr, 6.

[6] Müslim, Kader, 4, 5.

[7] Ahmet Ağırakça, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/205-206.

[8] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 64.

[9] Ayrıca bak: Hûd: 11/24. İsra: 17/72; Neml: 27/81.

[10] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 64-65.

[11] Mutaffifin: 83/14.

[12] İbni Mace, Zühd: 29, Hadis no: 4244, 2/1418; Tirmizí, Tefsir: 75, Hadis no: 3334. 5/434.

[13] A'raf: 7/203; Kasas: 28/43.

[14] (Bakara. 2/18)       

[15] A’raf: 7/198.

[16] A’raf: 7/179.

[17] Zümer: 39/9.

[18] Haşr: 59/2.

[19] Tâhâ: 20/54.

[20] Fatır: 35/19.

[21] Tirmizí, Tefsir: 16, Hadis no: 3127. 5/298.

[22] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 65-67.

 
  Bugün 7 ziyaretçi (35 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=